KÜRT TARİHİ 8 - Forum
Main Registration

Login

Welcome Guest | RSSTuesday, 2016-12-06, 9:13 AM
[ New messages · Members · Forum rules · Search · RSS ]
Page 1 of 11
Forum » Kürt Tarihi » Kürt Tarihi » KÜRT TARİHİ 8
KÜRT TARİHİ 8
volongotoDate: Tuesday, 2011-10-04, 10:13 PM | Message # 1
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
KÜRT TARİHİ- 8-


Fikret Yasar


Hatti, Kürtçede “gelen – gelmiş- ” anlamındadır. Hititlerin Aryan halkından olduğunu yeni öğreniyoruz

KÜRT TARİHİ 8-



Kürt Tarihi (8) NEHRİ-NAİRİ (Ari)

Tarihini bilmiyorsan, vatanını da bilemezsin.

Nehri adıyla daha çocukken tanışmıştım...

Şemzinan/Şemdinli ilçesinin güneyinde bulunan eski Nehri Harabeleri yöremizde kutsal topraklar gibi ilgi görür ve bu yüzden de her yıl çok kişi tarafından ziyaret edilir.

Henüz on yaşlarında bir çocukken ailece zorlu bir Nehri gezisine katılmıştım. O zamanlar yollar ham topraktandı, Şemzinan yolu da köy yoluna benziyordu. Mevsim sonbahardı, yağmur mevsimiydi yani, ağaçların yapraklarını sarıya boyadığı, yağmurun toprakla buluştuğu mevsimdi. Ama yağmur yağmasın diye dua ediyorduk, çünkü yağmurun yağması, gezinin iptali demekti.

Şemzinan’a doğru büyük bir heyecanla yola koyulmuştuk, çünkü Gever’de yağmur yağacağına dair bir işaret yoktu, ancak Şapatan gediğine vardığımızda bir gün önceden yağmur yağdığını gördük. Şapata gediği meşhurdur, bir zamanlar kışın kardan, yağmur mevsiminde de yağmurdan yolun kapandığı yüksek rakımlı bir gedikti. Kaç can aldığı bilinmez, ama kışları dönüşü olmayan yoldu.

Çar naçar yola devam etmiştik. Rampanın yarısına vardığımızda bindiğimiz araç patinaj yapmaya başladı. Direksiyonda rahmetli Fahrettin Özcan vardı. Araçtaki erkeklere ,“ ka verne xaré…” diyerek aracı itmelerini istemişti.

O zamanlar Gever’de kaç araç vardı bilmiyorum, ama bana göre tek araç vardı o da Fahrettin abinindi ve o dönemde araç sahibi olmak ya da kullanmak büyük bir statü kazandırıyordu kişiye. Fahrettin abi de bu yüzden çok popülerdi. Mekânı cennet olsun.

İte kalka gediği aştık, ancak aracı itekleyenler çamur banyosu yapmış gibiydi. Çıkış zahmetli, iniş de bir o kadar tehlikeli olmuştu. Çünkü araç her virajda uçuruma kayıyor, fakat usta kaptanımız her defasında bizi kurtarıyordu.

Farrettin abi o gün bizi zorlu bir maceradan sağ salim Şemzinan’a götürdüğü için gözümüzde kahraman olmuştu.

Şemzinan küçük bir yerdi. Otel olmadığı için akraba evlerinde misafir edildik. Ertesi gün Nehri’ye gidilecekti. Önceden haber verilmiş ve atlar hazırlanmıştı. Sabah erkenden uyandırılmıştık, ama bir önceki günün ağırlığı ve değişen mekân yola çıkma hevesimizi kırmıştı. Yine de sabahın köründe program gereği atlara bindirilip yola koyulduk. Babam küçük kardeşimi, annem de beni arkasına almıştı. Katır yolundan ilerlerken gördüğüm manzara bana masallardaki Kaf dağını hatırlatmıştı. O zamana kadar Geverin çorak düzlüğünde yaşamış olan ben, ormanlık dağlar ve derin vadiler karşısında büyülenmiştim. Geverde uzaktan gördüğümüz dağlar şimdi yanı başımdaydı. Ormanlık dar ve derin vadide uzayıp giden patika yol masal diyarlarına sürüklemişti beni. Bir ara binmiş olduğum attan aşağı vadiye bakarken çok korkmuş, anneme sıkı sıkıya sarılmıştım. Hani kazara attan düşecek olsam yuvarlanıp giderim diye…
Attachments: 7371098.jpg(7Kb)
 
volongotoDate: Tuesday, 2011-10-04, 10:13 PM | Message # 2
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
Aradan kırk ya da elli yıl gibi bir zaman geçti, ama hala o anlar bir fotoğraf karesi, ya da bir film şeridi gibi hayalimde canlanır.

Kürdistan tarihini araştırınca oralar daha tanıdık gelmeye başladı. Kürdistan’ın yasaklı coğrafyasında dolaşırken, nerede hangi uygarlığın ve kimlerin geçtiğini hayal ederdim. Derin vadiler, dağların yamaçlarındaki teras tarlalar ve tarihi harabeler aynı dili konuşuyorlardı benimle. Tarih bana dağlar, tepeler ve yollarla konuşmayı öğretmişti. Her adımda zaman tünelinden geçip geçmişin izleriyle karşılaşıyordum. Cilo’nun güney cephesindeki Méd, Mate, ve Zerın köylerinde Arilerin ayak izlerini takip ederek saklı hazinelere ulaştım. El değmemiş, asimile olmamış henüz yozlaşmamış değerlerdi bunlar. Kısacası, tarih deryasında âşıklar gibiydim, ama bu aşk vatan ve kimlik aşkıydı ve bu aşk tarihin sayfalarında bizi bekler…

Evet, Tarihini bilmiyorsan, vatanını da bilemezsin.

Tanıdıkça büyür sevgisi memleketin, özlemi de ve özgürlük anlam kazanır bu sevgide.

Ancak yazmaya çalıştığım “Kürt Tarihi” yazı dizisinin diğer masalımsı makalelere rağmen daha az okunması beni hayalkırıklığına uğrattı. ‘Tarih mi, yoksa aşk masalları mı yazayım’ diye düşünüyorum.

Öyle ya tv reytinglerinde de en çok izlenen programların başında aşk-meşk programları gelmektedir. Haber ve bilgi amaçlı programlarının reytingi ise düşüktür.

Ne dersiniz, şimdi gerçek Nehri’yi tanıyalım mı?

Nehri, Horré-Mittanileri oluşturan aşiret birliklerinden biriydi.

Tarihte ilk defa Asur yazıtlarında Nehri’den bahsedilmiştir.

Asur tabletlerinde Nehri toprakları ya da egemenlik alanı, Kuzeyde Azerbaycan, batıda yukarı Fırat, doğuda Urumiye-Küçük Zap, güneyde Erbela - Botanı içine alan bölge olarak geçmektedir. Nehri, aşiretler konfederasyonundan olduğu kadar, coğrafyasından ve geçit vermez dağlarının gücünden de yararlanarak yukarı Mezopotamya’da egemenliğini kurmuştur. Bu çetin dağları aşmak ve ele geçirmek zordu. Cengizhan ve Büyük İskender bile Zagros-Toros - Kafkas üçgenine girememiştir. Bu nedenle Kürdistanın kalbi sayılan bu bölge hala bakir özellikler taşır.

Bu bölgede M.Ö.1800 ile 1600 yılları arsında Horri-Mittaniler egemendi. Horri-Mitanilerin Hitit saldırıları sonucu bozulan aşiretler birliği yerine yeni devletçiklerin kurulmasına sebep olmuştu. Bunlardan biri de Nairi-Nehri’ydi.

Asur kralı bir yazıtında Nehri Devletine karşı saldırıya geçtiğini ve bazı aşiretleri egemenliğine aldığını belirtir. Ancak Nehri, Asur saldırılarına rağmen egemenlik alanında uzun yıllar hüküm sürdürür.

Tarihi kaynaklar, söz konusu bölgede uzun yıllar egemenliğini sürdüren Nehri’nin sonradan bölgede oluşturulan yeni Med aşiretler konfederasyonuna katılıp Med İmparatorluğunu oluşturduğunu belirtmektedirler.

Gidin Nehri’yi görün diyeceğim, ama Kürt açılımının bitmesiyle oralar cehenneme dönmüştür şimdi.

O bölgede yaşayan insanlara da Gazze misali insani yardım götürmek mümkün mü bilmiyorum?

Ama Gazze nasıl yakılıp yıkıldıysa, Kürdistan da yakılıp yıkılmaktadır.

Buna rağmen Filistinliler kadar Müslüman ve Filistinliler kadar yardıma muhtaç olan Kürtlere din kardeşlerinden yardım eli uzanmadı, bilakis ölmeleri isteniyor.

Bu yüzden din kardeşlerimize sormamız gerek: Nerde İslam konseyi, nerde insani yardım, nerde açılım?

Erbakan’ın dediği gibi: “ Fasa-fiso ”

fktyasar@mail.com





XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX



 
Forum » Kürt Tarihi » Kürt Tarihi » KÜRT TARİHİ 8
Page 1 of 11
Search:

Copyright MyCorp © 2016