Kürt Tarihi (4) - Forum
Main Registration

Login

Welcome Guest | RSSThursday, 2016-12-08, 11:06 PM
[ New messages · Members · Forum rules · Search · RSS ]
Page 1 of 11
Forum » Kürt Tarihi » Kürt Tarihi » Kürt Tarihi (4)
Kürt Tarihi (4)
volongotoDate: Tuesday, 2011-10-04, 9:57 PM | Message # 1
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
Kürt Tarihi (4)


fktyasar@mail.com

Sümerler: (2)

Sümerler (1) bölümüyle ilgili pek çok yorum yapıldı, ancak bazı yorumcuların ezberlerini bozmadığı ve hala tekçi sisteminin inkar politikalarına hizmet için çaba sarf ettikleri görülmektedir.

Bu kişiler aynı çatı altında “kardeşçe yaşamak” söylemini de devam ettirerek adeta Kürtlerle alay etmektedirler. Kardeşlik temelinde yaşam, karşılıklı saygı, her yönüyle paylaşılan ve herkesin kendini özgürce ifade ettiği yaşamdır. Kürtler böyle bir yaşamın özlemini hep duydular, ancak bu istemleri mahpuslarda acılara, dağlarda da ölümlere mal oldu. Can verdiler, yer- yurt terk etmek zorunda bırakıldılar, ama barıştan, kardeşlikten ve dostluk söyleminden vazgeçmediler.

Esasında Kürtler için en büyük acı sistemin inkâr politikalarına uyum sağlayan hainlerinin çokluğudur. Kürtlerin TC’nin inkâr politikalarına dirençsizliği, teslimiyeti ve koruculaşıp kendi halkına karşı savaşması acıların en büyüğüdür sanırım.

Kürt yazar Hejar-é Şamil son makalesinde şöyle diyordu; ‘ Üniversiteyi yeni bitirmişim. Baba evimizde bir Çeçen misafirimiz var. Duvarda Kürdistan haritası. Çeçen arkadaş merakla ve dikkatle haritaya baktı.



“Bu hangi devletin haritası?” diye sordu.

Ben de: “Dünyanın siyasi haritasında bulamazsın bu devleti, dört devlet tarafından parçalanmış Kürdistan ülkesinin haritasıdır” dedim. Kürdistan hakkında bilgisi hiç yokmuş. Haritaya yaklaşıp hangi devlette sayımızın ne kadar olduğunu sordu. Yanıtladım. Türkiye’de sayımızın 20 milyon olduğunu duyunca hayret içeren bakışlarını gözlerimin içine batırdı:



“Neden almıyorsunuz?”

“Neyi?” dedim.

“Neyi nedir? Ülkenizi tabii! Neden devletinizi kurmuyorsunuz?”

Ne diyeceğimi şaşırdım. Tarihten girip siyasal, jeostratejik nedenlerden dolaşıp güncel durumların müsaitsizliğini ortaya koymaya çalıştım. Düşmanın topu, tankı kelimelerini sarf ettiğim zaman sözümü kesti:

“Kıvırtma, arkadaş! 20 milyon diyorsun, 20 milyon, 20! 20 bin değil! Tank nedir, top nedir? Bıçağınız da mı yoktur?! Ben on bin eli bıçaklı kişiyle Ankara’dan girip İzmir’den çıkarım! Tükürükle boğarım onları. Sizinki erkek işi değil!”.

Çeçenler yapar, ama Kürtlerin hainleri fazla olduğu için yapamaz.

Bundandır esaretimiz ve yağmaya tutulmuş değerlerimiz.

Bırakın Kürdistan’ın özgürlüğünü, korku ve hainlikten dilimize bile sahip çıkamadık.

Bunca haini, korucusu ve işbirlikçisi olunca bir halk ne yapabilir ki?

Sümerlerden béhaberdik zaten, nereden bilebilirdik, Kendimize sahip çıkamazken, tarihi değerlerimize mi sahip çıkacaktı?

Sümerlerin/Aryanların Kürtlerin atası olduğunu yabancı tarihçileri okuyuncaya kadar bilemedik. Öyle ya, bizim resmi tarihçilerimiz yok ki dünya tarihini kendimize göre yazalım.

Neyse konumuza dönelim: Sümerlerin sadece dil ve coğrafi özellikleriyle değil, gelenekleri ile de Kürtlere benzediğini “Du-mozl” kültü ile öğrenmiş bulunuyoruz.

SÜMERLERDE DU-MOZİ KÜLTÜ VE KÜRT BAĞLANTISI:

Daha önce belirttiğim gibi; Aşağı Mezopotamya’da M.Ö.4 bin yıllarında Ur, Uruk ve Lagaş gibi şehir devletleri kuran bu kadim topluluğun gerek dil ve gerekse güncel yaşamlarından alınan kesitlerin Kürtlerle benzerlik taşıdığını anlatmaya çalışmıştım.

Ele geçen arkeolojik belgelere göre “Du-mozi” Sümerlerin dölleme tanrısının adıdır. Ancak bu tanrının, insan şeklinde olup, çıplaklığı, doğallığı, kutsallığı ile bolluk ve bereketi sürdürdüğüne inanılırdı. Tanrı betimlemesinde Du-mozinin omuzlarında bitki ve koç figürleri yer almaktadır. Bu nedenle kendisine çoban tanrı da denmiştir.
Attachments: 4523726.jpg(7Kb)
 
volongotoDate: Tuesday, 2011-10-04, 9:59 PM | Message # 2
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
Sümerlerde baharla beraber başlayan hayatın her yeni yılda daha bereketli geçmesi için, insan ve hayvan dölleme törenleri düzenlenirdi. Bu törenler “Du-mozi” ya da bolluk bereket şenlikleri olarak günümüze kadar devam etmektedir.

Bu şenliklerle insan ve hayvan eşleşmesi olayının Sümerlerin Du-mozi kültüyle gelenekselleştiği ve törensel bir kimlik kazandığı söylenir.

Şenliklerde koçlar ve boğalar süslenip çiftleştirilmiş ve akabinde bu törenler insanlar için de yapılmaya başlanmıştır. Böylelikle evlilik/çiftleşme törenleri günümüze kadar toplumdan topluma yayılmıştır. Bugün bile Kürdistan’da baharla beraber koç, öküz, gaméş ve atların çiftleştirilmesi için aynı törenler devam ede gelmektedir.

Denebilir ki bu törenleri Kürtlerin dışında, mesela Türkler de yapmıştır. Ancak, Türklerin bunu Kürtlerin ataları olan Sümerlerden önce yaptıklarına dair herhangi bir kanıt yoktur. Türkler 11.yy da Ortadoğu’da göçebe olarak görüldüklerinde tarım ve hayvancılığa çok yabancıydılar. Çünkü Orta Asya’da ekonomik yaşam talancılığa dayanıyordu. Dede Korkut, bu gerçeği masallarında dile getirmektedir. Bu yüzdendir ki Çin Seddi yapılınca Orta Asya’da kıtlık ve ardından batıya göç başlamıştır. Dolayısıyla Türkler Ön Asya’ya geldikten sonra bu tür kültür öğelerini Kürtlerin atalarından almışlardır.

Oysa “du-mozi” Kürtçe iki kelimenin bileşimidir. Du = iki, -mozi = cinsel reaksiyon...

Du-mozi etkinliğinde her yıl yörenin en yakışıklı ve güçlü erkeği boya ve bitkilerle süslenerek müzik eğlence ve yiyecekler eşliğinde o yörenin yine en güzel kızıyla birleştirilerek dölleme sağlanırdı. Aynı işlem hayvanlara da uygulanıyordu. En güçlü koç, at, gaméş ya da boğa için aynı merasimler yapılırdı.

Bugün bile aynı gelenek Kürdistan’da sürdürülmektedir. Çocukluğumu hatırlarım, baharla beraber bir hareketlilik başlardı, Kış boyu ahırlarda bekletilen ve cinsel yönden kızıştırılan erkek boğa, koç, at ve gaméş gibi hayvanlar törenlerle çayırlara salınırdı. Ahırın kapısından dışarıya bırakılan kızışmış hayvanların alınlarında yumurta kırılarak hayvanın bolluk ve bereket getirmesi dilenirdi.. Dışarıya büyük bir heyecan ve hırsla çıkan hayvanlar daha önce çayıra bırakılan dişilerine koşar ve beklenen tören gerçekleşirdi. Karşı cinse saldırgan bir tavırla yönelenlere “moz haté” diyorduk. Bir festival gibiydi yaşananlar, hayatımıza yeni üyelerin gireceği bolluk ve bereketin sevinci ve heyecanıydı... Bu da şunu gösteriyor ki, Kürtler hala aynı coşku ve heyecanla bolluk ve bereketi simgeleyen du-mozi geleneğini devam ettirmektedirler.

Sümerlerden çok sonraları Fenikeliler “Adonis”, Yunanlılar da “ Dionyzos” adlı tanrılarına bu kültü mal ederek Sümerleri taklit ettiler. Kısacası Sümer tapınma kültü pek çok medeniyete ilham kaynağı olmuştur.

Bir önceki yazımda Sümerlerin tanrılarını memnun etmek üstüne yaşamlarını kurduklarını ve oluşan mistik bağın yüksek bir uygarlığa neden olduğuna değinmiştim.Gerçekten de Sümerlerin tanrılarına olan ilgileri ve oluşturulan tapınma kültü uygarlığın doğmasına neden olmuştur. Sümerler tanrılarının yüksek dağlarda saklandıklarına inandıkları için, Mezopotamya düzlüklerinde ZİGURAT denilen çok katlı kuleler yaparak yükseklerde bulunan tanrılarını gözetlemeye çalışmış ve bu sayede astronomiyi keşfetmişlerdi. Bugün bile “zuyaret” kelimesi Kürtlerde ölülerin tanrıyla buluştuğu yer anlamında kullanılmaktadır. Bazı bölgelerde de mezarlık, yani tanrıyla buluşma yeri olarak ifade edilir.
 
volongotoDate: Tuesday, 2011-10-04, 10:00 PM | Message # 3
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
Tanrılarıyla ilişkileri astronomiyi keşfetmelerine sebep olduğu gibi, tanrıya ulaşmak için bina yapımında gelişmiş yapı tekniklerini de keşfettiler. Yerleştikleri kesimlerde muazzam sulama sistemleri kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem sel önleyip bataklık kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği icat edip, tarlaları öküzlerin çektiği sabanlarla sürmeye başladılar. Sayı sistemini de keşfeden bu toplum, Ay’ı 30, seneyi 360 gün olarak hesapladılar. Gece ve gündüzü 12 şer zaman dilimine ayırdılar. Ay ve güneş tutulmalarını da hesaplayıp, bir yılı 12 aya böldüler. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar. Daireyi 360 dereceye bölüp, çarpma ve bölme cetvellerini keşfettiler...

Fransız arkeolog G.Contenau’nun belirttiği gibi dünyada gerçek anlamda ilk uygarlık ürünleri Zagros’larda Aryan boyları tarafından keşfedilmiş ve dünyanın diğer taraflarına bu zengin kültür ihraç edilmiştir.

Gerçekleştirdikleri kültür ürünleri şehircilik, saraylar, kütüphaneler, astrolojik kuleler, tapınaklar, atlı savaş arabaları, madeni silahlar ve kült stantları, altın, gümüş ve diğer madenlerden yontular, efsaneler ve mitolojilerdir.

Kürtlerin ataları bu uygarlık düzeyinde iken ortada ne Araplar, ne Yunanlılar ve ne de Türkler vardı. Arap’ların ataları Akad’lar daha önceki yazımda belirttiğim gibi M.Ö 3500’lerde göçebe olarak Mezopotamya’ya geleceklerdi. Türkler de belirttiğim gibi Çin duvarı yapıldıktan sonra batıdaki zengin topraklara yöneldiler. Yunanlılar M.Ö.’1300‘lerde batı Anadolu’ya gelerek Aryanlar arasında görünmeye başladılar. Daha sonraları, M.Ö.600’lü yıllarda batıdan gelen Ermeniler dağlık Aryan ülkesinin değişik yörelerine yerleşip Aryan’lara karıştılar. Ancak Roma ve Bizanslılar güç kullanarak gelmiş ve Büyük İskender sonrasından bugüne dek, Anadolu yabancı güçlerin işgalinde kalmıştır.

Müslüman Araplar ise bölgeye kılıç zoruyla M.S.7. yy.da girmeye başladığında Türkmenlerin adı henüz duyulmamıştı. M.S.9.yy.da paralı asker ve işçi olarak Orta Asya’dan ön Asya’ya getirilen Türkmenler ancak 11.yy.dan sonra göçebe olarak sürüler halinde Ön Asya’yı istila ettiler.

Tarihi gerçeklerden anlaşılacağı gibi kendilerini uygarlık yaratıcısı gösterenlerin durumlarına bakılınca bunun hiç de mümkün olmayacağı ve kendilerini gülünç duruma düşürdükleri anlaşılmaktadır. Zira söz konusu olan yaratma ilk olandır. Bu yaratmaları taklit etmek ve damgalamak sonradan gelenlere özgü bir taklitçiktir. Çünkü her yeni uygarlık veya kültür öğesinin bir öncekinin devamı olduğunu insanlık tarihi bize göstermiştir.

Ayrıca, eğer konuyu dil açısından ele alırsak; Aryan’ların varisi olan Kürtlerin dilindeki kelimelerin Arapça, Farsça veya başka dilde olduğunu söylemek, sonradan gelen taklitçilerin yağmalama girişimidir. Çünkü göçebeler geldikleri yerin üstün medeniyetinden beslenmeye çalışmışlar ve dilbilimciler de Arapların ve diğer komşuların Aryan dilinden etkilendiğini belirtmektedirler.

Görüldüğü gibi yazının başlangıcı ile beraber medeniyetin doğduğu bu topraklar ne yazık ki gerçek sahiplerinin elinden alınmış ve tüm değerleriyle yağmalanmıştır.

Ne zaman bu topraklar gerçek sahiplerini bulur, o zaman uygarlık yeniden can bulur.

Kaynakça:

-Arya Uyg. Kürtlere. S.MıhoToli

-Kürt Tarihi- E.Xemgin

-Mezopotamia origine – Speiser

-Antiquites Guide of Summer İst.1926

-http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http:/www.kurdistan-post.org/#bg

-http://sumerian.org/sumerfaq.htm



xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
 
Forum » Kürt Tarihi » Kürt Tarihi » Kürt Tarihi (4)
Page 1 of 11
Search:

Copyright MyCorp © 2016