ANADOLU'DA YAŞAYAN SÜRGÜN KÜRTLER - 1: - Forum
Main Registration

Login

Welcome Guest | RSSSaturday, 2016-12-03, 12:37 PM
[ New messages · Members · Forum rules · Search · RSS ]
Page 1 of 11
Forum » iç Anadolu Kürdleri » Orta Anadolu kürd'leri:1 » ANADOLU'DA YAŞAYAN SÜRGÜN KÜRTLER - 1:
ANADOLU'DA YAŞAYAN SÜRGÜN KÜRTLER - 1:
volongotoDate: Wednesday, 2011-03-02, 9:23 PM | Message # 1
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
ANADOLU'DA YAŞAYAN SÜRGÜN KÜRTLER - 1: Mizgin Dergisi ---Omer Yildirim

Orta Anadolu'da yaşayan Kürtler hakkındaki araştırmalar sonucunda yazılan eserlerde Kürtler'in ilk defa Orta Anadolu'ya ne zaman yerleştikleri noktasında net bir bilgiye ulaşılamamaktadır. Verilen bilgiler ise iddia düzeyinde kalmaktadır. Bu iddialardan birinde İngiliz araştırmacı yazar Mark Sykes, Kürtlerin ilk defa, Yavuz Sultan Selim tarafından yapılan zorunlu göçler (diasporalar) sonucunda Anadolu'ya yerleştiğidir.

Başka bir araştırmacı ise Kürtlerin Anadolu ve Rumeli topraklarına göçünün Moğollar'ın saldırıları sonucunda başladığını iddia ediyor. Moğollar'ın; 1225, 1243, 1258 yıllarında Transkafkasya, Küçük Asya ve Bağdat'a yönelmeleri esnasında önlerine gelen her şeyi yakıp-yıktıklarını; genç, ihtiyar, kadın ve çocuk ayırt etmeksizin katlettiklerini ve bu katliamlara da en çok Kürt'lerin maruz kaldığı bildirilmektedir. O dönemde Musul'da yaşayan ve Moğol katliamlarını yakından izleyen İbn-al-Asır'ın ifadeleri bu zulmü anlatmaya yetiyor; "…Ne çare, anam beni doğurmasaydı daha iyiydi. Keşke bundan önce ölseydim de sonsuza değin unutup unutup kalsaydım… Kimseyi bırakmıyorlardı; kadınları, kocaları ve çocukları öldürüyorlardı, hamile kadınların karnını deşiyor ve dölüt halindeki yavruları öldürüyorlardı." (V. Gordlevski, Anadolu Selçuklu Devleti, s.63)

Bu dönemde Kürtler ve bölgede yaşayan diğer azınlıklar, Anadolu'ya ve Rumeli'ye doğru toplu göçlere mecbur kalmışlardır. Ve Kürtler'in Anadolu ile tanışmalarının bu dönemlere dayandığı da araştırma kaynaklarında geçmektedir.

Bazı kaynaklarda da, Malatya bölgesinde hakimiyet sahibi olan bazı Kürt Aşiretleri’nin Orta Anadolu'dan geçerek, Eskişehir ve Afyon bölgeleri arasında kalan Kütahya civarlarına yerleştikleri ve burada kurulan Germiyanoğulları Beyliği'nin kuruluş çalışmalarına katkı sundukları belirtilmektedir. Başka araştırmacılar da bu konuda Germiyanoğulları Beyliği'nin yarısının Kürtler'den oluştuğunu vurgulamaktadırlar.

Araştırmacıların ortaya koyduğu bu çalışmalara baktığımızda, Kürtlerin Anadolu'ya ve Batıya ilk göçleri (diasporaları); Bizanslılar, Selçuklular, Moğollar, Germiyanoğulları ve Osmanlılar dönemlerinde gerçekleşmiştir. Bu saltanat yönetimlerinin de bölge üzerindeki hakimiyetleri 12. ve 19. yüzyıllar arasına denk gelmektedir. Bu da göstermektedir ki, değişik nedenlerden dolayı vatanlarını terk etmek zorunda kalan/bırakılan Kürtler'in, Anadolu ve Batıyla tanışmaları 12. yüzyıla kadar dayanmaktadır.

Kürt halkının tarihinde acılarla, gözyaşlarıyla, kanla ve hasretlerle kara bir sayfayı oluşturan diasporalar, sadece bu dönemlerle sınırlı kalmamıştır. Kürdistan'ın beş parçasında Kürt halkına yaşatılan ve reva görülen zulüm, sürgün, asimilasyon ve soykırımlar günümüzde hâlâ devam etmektedir. Yaşadığımız bu çağda, Kürdistan'da ve Ortadoğu'da Moğolları, Timurları, Cengizleri aratmayan nice zalim yönetimler ve yöneticiler bulunmaktadır.

17. yüzyıl sonları ve 18. yüzyıl başlarında, Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde çok kapsamlı ve zorunlu iskân hareketleri yaşanmıştır. Bu dönemde birçok Kürt, Anadolu'nun değişik bölgelerine zorunlu bir şekilde sürgün edilmiştir. Sürgün edilen bu Kürtler, anavatanları olan Kürdistan'a bir daha dönmemeleri için Osmanlı yönetimi tarafından uygulanan insanlık dışı uygulamalara maruz kalmışlardır.

Osmanlı yönetiminin, Kürt halkına karşı uyguladığı ağır politika

Attachments: 6348943.jpg(20Kb)
 
volongotoDate: Wednesday, 2011-03-02, 9:23 PM | Message # 2
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
ve uygulamalara daha fazla dayanamayan ve isyan eden birçok Kürt aşiretinden biri olan Celâlî Aşireti'nin başkaldırdığı yıllarda daha çok; Amed, Van, Musul gibi Kürdistan'ın büyük şehirlerinde yaşayan Kürtler yoğun ve zorunlu bir diasporayla karşı karşıya kalmıştır.

Osmanlı yönetiminin takip ettiği yıllarda süreç içerisinde Kürt'lere yönelik diasporalar planlı bir şekilde devam etmiştir. Diasporaya uğrayan Kürt Halkı’nı sürgünde bekleyen diğer bir insanlık dışı uygulama ise 'beyaz jenosid' olarak da ifade edilen asimilasyon politikalarıydı. Yani bu halkın değerlerinden, kültüründen, inançlarından, tarihinden, dilinden ve özünden koparılması ve kendisi olmaktan çıkarılması amaçlanmaktaydı. Uzun yıllar boyunca bu politikaların acımasızlığıyla karşı karşıya kalan diaspora Kürtleri, süreç içerisinde çoğunluklu olarak asimilasyonların kirli ve alçak yüzüne yenilmiştir. Bugün Torosların ve Anadolu'nun bazı bölgelerinde yaşayan, insanlığın büyük bir ayıbı asimilasyon politikaları sonucunda zorla Türkleştirilmiş Kürt aşiretlerine rastlamaktayız.

Özellikle Osmanlı'nın dağılma dönemlerinde ve TC'nin kuruluşundan sonra milyonlarca Kürt yerinden-yurdundan ve değerlerinin birçoğundan koparılmıştır. Bu dönemlerden günümüze kadar geçen süreç iyi araştırıldığında, bugün Anadolu ve Trakya'nın bütün il, ilçe ve köylerinde sürgün edilen Kürtler'in izlerine rastlanılmaktadır. Bu durum da bize göstermektedir ki Kürtler'in Anadolu'ya sürülmesi, Osmanlı'dan TC'ye miras kalan bir devlet politikası olarak uygulanmıştır ve bu politika, cumhuriyetin kuruluşundan sonraki dönemde de (-mecburi iskan politikasıyla-) daha yoğun ve sistemli olarak uygulanmıştır.

1925'de gerçekleşen ve Kürt tarihindeki önemli başkaldırılardan biri olan Şeyh Said Kıyamı'ndan sonra birçok Kürt, Anadolu'nun değişik yörelerine sürgün edilir. Bu kıyamdan sonra, kıyama katılanlar ve destek verenlerin yanı sıra bu kıyamlara katılmayıp da TC'nin saflarında bulunarak ona yardım eden birçok Kürt aşiret reisi, ağa ve beyleri de bu sürgünlerden nasiplerine düşeni almışlardır. Bu nüfuz sahipleri ile birlikte onların aşiretleri ve sülaleleri de sürgün edilmişlerdir.

Resmi zihniyetin amacının, sadece kıyamı bastırmak ve sonrasında kıyama katılanları cezalandırmakla sınırlı olmadığını; asıl amacının bunlarla birlikte, Kürdistan'ı tamamen kendi kontrolüne alıp Kürt Halkı'nı asimile ederek Türkleştirme politikalarını hayata geçirmek olduğunu yine resmi kaynaklarda görebiliyoruz. Bu konuda Şark İstiklal Mahkemesi'nin o dönemdeki savcısı Ahmet Süreyya Özgeevren, dönemin başbakanı ve (aslen Kürt olan!) İsmet İnönü'ye şu telgrafı çekmektedir;

"…İsyan; Müstakil bir Kürdistan teşkili maksadıyla vukua gelmiştir. Birçok seneler hep bu gaye için çalış(ıl)mış olduğu muhakkaktır. Bu ruhun ölmesi ve öldürülmesi en mukaddes bir fariza-i milliyedir. (Özgeevren, s. 128)

Şeyh Said Kıyamı'nın bastırılmasından sonra yüz binlerce Kürt'ün, sistematik olarak Trakya, Orta ve Batı Anadolu'ya göçertildiği, sürgün edildiği TC resmi kaynaklarından da anlaşılmaktadır. Diasporalarla ilgili olarak 31.05.1926 tarih ve 885 sayılı İskân Kanunu, Kürtlerin sürgün edilmesi için resmi bir kılıf olarak yürürlüğe konulmuştur. Kanuna ilk bakıldığında sanki gerçekten

 
volongotoDate: Wednesday, 2011-03-02, 9:24 PM | Message # 3
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
sürgün edilenlerin menfaat ve çıkarlarına hizmet edeceği izlenimi verilmek istense de gerçeklerin böyle olmadığı net bir şekilde görülmektedir.

Bu yasaya göre "gezici aşiretler ve genellikle göçebeler ve sağlık sebebiyle göçertilmesi gerekenler ya da ormanlar içinde geçim kaynaklarından yoksun bulunan köylülerin elverişli ve uygun yerlere göçertilmesi ve iskânları ve evleri dağınık köylerin birleştirilmeleri" konularında gereken işlemlerin yapılması için Bakanlar Kurulu'na yetki verilmektedir. Aynı yasanın 6. maddesi de, gereken toprak ve değerlerinin Borçlanma Yasası Kuralları içerisinde Bakanlar Kurulu'nca verilebileceği kuralını getirmektedir. (Yrd. Doç. Dr. Zeki ÇEVİK, Türkler Ansiklopedisi, Anakara, Yeni Türkiye Yayınları, 2002, c.XVII, s, 677-686)

Sözü edilen yasaya göre TC yönetiminin, istediği kişileri Kürdistan'dan başka bölgelere göçertebileceği hükmü getirilmiştir. Böylece esaret altındaki mazlum Kürt Halkı'nın akıbetini TC yönetiminde bulunan sivil ve asker yöneticilerin keyfi uygulamaları belirleyecekti.
Şeyh Said Kıyamı'nda TC yanlısı davranan birçok Kürt aşiret ve ileri gelenleri de bu sürgünlerden nasibini almıştır. Kürt tarihinden ibretler çıkaramama basiretsizliğini gösteren bu ihanetçiler, ihanetlerinin mükâfatı olarak sürgünlerle ödüllendirilmişlerdir. Örneğin; Mart 1926'da bayındırlık eski bakanı Diyarbakırlı Fevzi Pirinççizade Ankara'ya ve Malatya Eski Mebusu Hacı Bedir Ağa da Mersin'e sürülmüştür. (The Times 30.03.1926) Bu iki kişi, bu trajik durumun sadece birer örneğini teşkil etmektedirler.

Şeyh Said Kıyamı'ndan sonra, bu politikaların en ağır ve en acı boyutunu bizzat kıyama katılanların aileleri ve yakınları yaşamıştır. Şeyh Said'in ailesi Trakya'ya, Cibranlı Halid Bey'in ailesi de Muğla'ya sürgün edilmiştir. Bu aileler buralarda çok zor şartlar altında ve tecritlerle hayatta kalma mücadelesi vermişlerdir.

Ayrıca İstiklal Mahke-meleri’nde suçu(!) tespit edilemeyen bölgedeki diğer nüfuz sahibi ve kalabalık aileler için mahkeme heyeti tarafından 12.06.1925 tarihinde Mustafa Kemal'e ve İsmet İnönü'ye şu tavsiyeler yapılmaktadır:

"Bu bölgedeki derebeylik gelenekleri ortadan kaldırılmalıdır. Bunun için masum halk üzerine baskı yapan ve nüfuz yürüten kimselerden isyanla ilişkisi bulunduğu anlaşılanlar hakkında mahkeme kanunen gereken kararları vermekte devam edecektir. Ancak suçları tespit edilemeyeceklerin hüviyetlerine bakılmadan bu bölgeden uzaklaştırılmaları suretiyle halkın geniş, serbest nefes almasına, memurların çeşitli tesirler altından kurtarılarak serbestçe vazife görmelerine imkân verilmelidir." (Özgeevren, s.148)

Yukarıda mahkeme heyetinin gönderdiği tavsiyelere bakıldığında dikkatimizi çeken ilk şey, sanki burada sorunların kaynağını feodalizm (derebeylik) oluşturmakta ve bu bölgede feodalizmin kaldırılması ile sorunların çözüme kavuşacağı izlenimi verilmektedir. Ama asıl amacın bu olmadığını, Kürt ulusal mücadelesinin tekrar etmemesi ve bu mücadeleyi verecek olan potansiyelin dağıtılması olduğu her yönüyle anlaşılmaktadır.

TBMM'de Diyarbakır milletvekilliği yapan öğretmen Mustafa Akif Tütenk, o dönemde sürgün edilen Diyarbakırlı’lar hakkında tuttuğu notlarda şunları ifade etmiştir:

"Mütegallibe namiyle maddi, manevi, kuvveti hâiz olan zengin ve fakir kimseler, kafile halinde tehcir edildi". (Tütenk, s. 343)

Yine Tütenk'e ait kaynaklardan, bu dönemde sürgün edilen

 
volongotoDate: Wednesday, 2011-03-02, 9:24 PM | Message # 4
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
Diyarbakırlıların daha önce de Kürt sürgünlerine ev sahipliği yapan Burdur'a sürgün edildiği anlaşılıyor.

1925'de Şeyh Said Kıyamı'na katıldığı için 15 yıl ağır hapis cezasına çarpıtılan Hasan Hişyar da, Niğde Cezaevi'nde bulunan 24 Kürt hükümlüden başka, Niğde'de 270 Kürt ailenin sürgünde bulunduğunu belirtir. (Kutlay, Naci, 21. Yüzyıla Girerken Kürtler, Pêrî yayınları, İstanbul, 2002, s.2). Yine bu dönemde "Kürdistan'daki hapishanelerde 50 bin kadar mahpusun öteki (Kürdistan dışındaki) hapishanelere sürüldüğü" belirtilmektedir. (Cemil Paşa, Ekrem, Muhtasar Hayatım, s.61).

Bu dönemde, 1927'de çıkan 1097 sayılı yasa, sürgünlerin nasıl devlet politikası halinde uygulandığını net bir şekilde ortaya koymaktadır; "Bazı Eşhasın Şar Menâtıkından (Mıntıkalarından) Garp Vilayetlerine Nakline Dair Kanun" olarak bilinen bu yasanın birinci maddesinde; "İdarî, askeri ve toplumsal nedenlerle Doğu sıkıyönetim bölgeleriyle Beyazîd vilayetinden bin dörtyüz (1400) kadar şahsın ve şahısların aileleriyle, ****en (80) asî ailesinin ve söz konusu bölgedeki ağır ceza mahkûmlarının Batı vilayetlerine nakli için hükümete izin verilmiştir." (Kürt Milletinin 60 Yıllık Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıraları, İkinci Basım, Sadeleştiren Ve Notlayarak Yayına Hazırlayan; Mehmet Bayrak, s.245). Hükümet, bu yetkisini kullanarak; "nakli" gerçekleştirmiştir.

(Beysanoğlu Şevket, Anıları Ve Kitabeleri İle Diyarbakır Tarihi Cumhuriyet Dönemi, c.3, s.1028).

O döneme ait yukarıda verilen bilgiler ışığında, sadece bir defada yaklaşık 7-8 bin insanın sürgüne gönderildiği tahmin edilmektedir. Ayrıca 1925 ile 1938 yılları arasındaki 13 yıllık zaman dilimi içinde mecburi iskânlarla ilgili olarak on (10) ayrı yasa çıkarıldığını ve her defasında da Kürt'lerin sürgün edildiğini unutmamak gerekir. (Beşikçi İsmail, Kürtlerin Mecburi İskanı, s.207-208)

Şeyh Said Kıyamı'ndan sonra başlayan 1926 sürgünlerinin en çarpıcı yönü ise, ilk sürgün edilenlerin, halkına ve vatanına karşı ihanet içerisinde olan, TC ile işbirliği içindeki Kürt aşiretlerin olmasıdır. "İsyan(ın) başladığı tarihten bir sene geçmeden Kürdistan'ı Kürtler'den boşaltmak isteyen Ankara Hükümeti, ilk evvela aşiret reislerini, tanınmış eşhası Kürdistan'dan Anadolu'ya nakletmeye başladı. Dikkate şayan olan cihet, Türk hükümetinin isyan esnasında kim kendisine yardım ettiyse evvela bunları ilk kafile olarak nefi (sürgün) etmesiydi…" (Silopi Zınar, Doza Kurdistan, s. 104-105)

Ağrı Direnişi ile bağlantılı olarak 1930'larda Erciş yakınlarında Gelîyê Zîlan'da direnişler görülür. Ama TC burada da kadın, erkek, çocuk, genç, ihtiyar gözetmeksizin Zilan Deresi'nde tam anlamıyla soykırım gerçekleştirir. Bu katliamdan ise sadece bir aile kurtulmayı başarır ve o aile de Çanakkale'ye sürgün edilir.

TC resmi zihniyetinin bu konudaki politikalarının daha iyi anlaşılması için, TC İçişleri Bakanı'nın, 1930'da "gayet gizli ve zata mahsustur" damgalı bir genelgesine bakmak yeterli olacaktır;

"Kıyafetin, şarkıların, oyunların, düğün ve cemiyet âdet ve ananelerinin de milliyet ve ırk hislerini daima uyanık tutan ve cemaatleri mazilerine bağlıyan rabıtalar olduğu unutulmamalı, binaenaleyh lehçeyle beraber bu gibi aykırı âdetleri de fena ve zararlı görmek ve bilhassa kötü göstermek ve hiçbir suretle tergip ve teşci edilmeyerek (isteklendirmeyerek ve cesaretlendirmeyerek) adî ve iptidaî mahiyetleri her vesile

 
volongotoDate: Wednesday, 2011-03-02, 9:24 PM | Message # 5
Major general
Group: Administrators
Messages: 457
Reputation: 0
Status: Offline
ile teşhir olunarak takbih ve tayip edilmeli (çirkin gösterilmeli ve ayıplanmalı), o lehçeyi konuşan zümrelere mensup fertlerin ve ailelerin isim ve lakaplarını Türkçeleştirmek, nüfustaki kayıtlarını ve künyelerini fırsat düştükçe tashih etmek ve kendilerine hiçbir suretle meselâ Boşnak, Çerkes, Laz, Kürt, Abaza, Gürcü, Türkmen, Tatar, Afşar, Pomak lakabı vermemek, köylerin o lehçedeki isimlerini değiştirmek ve meselâ Çerkes Köyü vesaire gibi ayrılıklara müsaade etmemek ve ettirmemek ve yerlileri buna alıştırmak, evlerinde ve aralarında Türkçe konuşturmak ve öz yüreklerinden kendilerine Türküm dedirtmek, hülâsa dillerini, adetlerini ve dileklerini Türk yapmak, Türkün tarihine ve bahtına bağlamak her Türk'e teveccüh eden milli ve mühim bir vazifedir." (Aktaran: Bayrak, Mehmet, Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri, s. 508-509)

7 Kasım 1931 tarihli Akşam Gazetesi'nde, mecburi iskâna tabi tutulanlardan Xalîkanlı aşiretiyle ilgili şöyle bir haber yer alır: "İkinci kafile Halikanlı aşireti efradı geliyor."

"Şark hududundaki bazı aşiretlerin garp vilayetlerinde iskân edilmesi evvelce kararlaştırılmıştı. Bunun üzerine ilk olarak Ağrı Dağı'nın yamaçlarındaki Halikanlı Aşireti'nin nakli muvafık görülmüş ve ilk kafile Trabzon'a gelerek buradan vapurla sevk edilmişti. Halikanlı Aşireti aslen Türktür. Ve diğer aşiretlere nispeten çok kalabalıktır. Bu aşirete mensup ikinci kafile de hayvanlarla birlikte Trabzon civarına gelmiştir. Kafile Trabzon ile Maçka arasında vapur beklemektedir. Halikanlı Aşireti efradı; uyanık, gürbüz, çalışkandırlar. İskân edildikleri yere faideli bir unsur olacakları şüphesizdir.” (Akşam Gazetesi.7 Kasım 1931) alinti-- Yasakturku---zanyar

 
Forum » iç Anadolu Kürdleri » Orta Anadolu kürd'leri:1 » ANADOLU'DA YAŞAYAN SÜRGÜN KÜRTLER - 1:
Page 1 of 11
Search:

Copyright MyCorp © 2016